|
|
27-09-2007 00:34
Röportaj teklifimizi hiç terddütsüz kabul ettiği için ne kadar teşekkür etsek az sanırım Nejat Yavaşoğulları’ na. Abartıdan uzak, mütevazı ve içtenlikli halleri için ise teşekkür yeter mi bilmiyorum açıkçası...
Bir Bulutsuzluk Özlemi şarkısı ile başladık söze... Noktayı koyduğumuzda ise bulutsuz bir gökyüzü özlemiyle söylenen hiç bitmeyecek başka bir şarkı vardı dilimizde... İki şarkı arasında neler konuşulmadı ki ! Yalın ama iz bırakacak bir hikayenin satırlarını okuyacaksınız haberin devamında ...
"Güneşimden Kaç" albümündeki "Hayır Hayır" isimli şarkıdan alıntı ;
"Ben yıllardan beri,olmayacak düşlerin peşinde miydim ?"
Albümün üzerinden yaklaşık 13 sene geçti. Ne durumda şimdi o düşler ?
Zaman zaman kötümser de olsak umutsuzluğa da düşsek, yine de olmayacak düşlerin peşine takılı olduğumuzu söylemem gerekiyor. Üstelik bana kalırsa dünya 13 yıl öncesine göre daha da kötü gelişmelere doğru gidiyor. Dünyanın efendi! leri oldugunu düşünenler, zavallı dünyalıları hiç rahat bırakmıyor.13 yıl önce duvarlar yıkılmıştı, globalleşmenin böyle
"efendilerin" işine gelecek bir dümen olduğu da akla gelmiyordu, aksine sınırların kalkacağına, insanların kardeşliğine inanılıyordu. Ya da biz öyle olmasını istiyorduk. Bence bugün tüm insanların bu saldırıya ve medya terörüne karşı uluslararası bir dayanışma yaratması kaçınılmaz, buna doğru da bir gidiş var. İnternet araç olarak işe yarayabilir, gençliğe de çok iş düşüyor tabii.
Müziğe rock ın trend olduğu bu günlerde başlamak ister miydiniz ? Yoksa, o zorlu yoldan geçmiş olmak da güzel miydi herşeye rağmen ?
Her şeye rağmen o zorlu yoldan geçmek ve yaşadıklarım güzeldi. Çok öğreticiydi.
"Ya çaresizsiniz. Ya da çare sizsiniz ;Ya ümitsizsiniz. Ya da ümit sizsiniz" demiş Necatigil... Peki ya siz ? Hiç bu yoldan dönmek gerek deyip, kendinizi pes etmeye yakın hissettiğiniz oldu mu ?
Olmadı! Belki de buna neden olan şey, benim devamlı bir şeyler üretmeye çalışmam ve her zaman ilişkide olduğum, çalışmalarımızı takip eden bir kitlenin varoluşu olabilir.
Sina Abi’nin Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde bir serzenişine denk gelmiştim geçtiğimiz günlerde;" Seversiniz, sevmezsiniz, dinlersiniz, dinlemezsiniz ama "Türkçe Rock" yapılıyorsa bu ülkede bu işin başında Bulutsuzluk Özlemi vardır. İstedikleri kadar bunu görmezden gelsinler ama bu gerçeğin değiştirilmesi mümkün değildir " diyordu yazısında. Nejat Yavaşoğulları’ nın da söylenecek 3-5 kelimesi var mıdır bu konuda ?
Ne söyleyeyim? Eski yaptığım röportajları derliyoruz bu günlerde. 90 yılında Sokak dergisinde, Tuğrul Eryılmaz’ ın yaptıgı röportajda “ Türkçe rock müzik yapılır mı ?" diye soruluyor bana. Bulutsuzluk Özlemi, bu müzik türündeki gerçek anlamı, içerik ve müzikalite olarak o güne kadar kimsenin yapmadığı veya yapamadığı noktalara taşıdı. Şarkılardan örnekleyelim; "Kütürdet Beni Rutubet, Beynim Zonkluyor, Acil Demokrasi, Uçtu Uçtu,Yaşamaya Mecbursun,Yine Düştük Yollara, Harran, Metro, Çok Zor...". Şimdi size söyleyeyim; Felluce ve Bagdat Kafe isimli şarkıları içeren bir single geliyor yakında, bu şarkılarda da görülecek ki içerik ve müzikalite olarak hep önde olduk. Şarkılarımızda hem sözler anlamlıydı hem de müzik en ileri düzeydeydi. En ileri derken Dünya düzeyindeydi diyorum. Biliyorsunuz o yıllarda " bizim U2’ dan daha iyi olduğumuzu düşünüyorum " dediydim olay olmuştu. "Ne diyo lan bu herif" falan demişti bir sürü tip ama bir sürü insan da helal olsun diyordu bu arada. Ben sansasyon için değil, gerçek duygularımı dile getirmiştim gazeteci Murat Ersan’ a halbuki. (Şu anda da öyle düşünmeye devam ediyorum bu arada) Aslında milletin kendine güveni gelsin istiyordum, aşağılık kompleksinden kurtulsun bu yetenekli ama ne yapacağını bilmeyen müzisyen tayfası.
Bak işte bu özelliklerin bu tavırların bugünkü grupların ortamını hazırlamadığını kim söyleyebilir ? Ayrıca Bulutsuzluk Özlemi’nin halk ile sokakla olan baglantısı bir efsane şeklinde oralardan gelerek, hiç ismi duyulmayan mekanları doldurarak adım adım kitleselleşmesi de kendine özgü. Hala da öyle devam ediyor. Aslında bu paragraf bütünüyle bir röportaj konusu olabilir öyle değil mi Özlem ? Fazla uzatmayalım diğer soruya geçelim.
Günümüzde medyanın geldiği son noktayı nasıl tanımlarsınız ?
Medya çok kötü durumda, yani ne diyeyim, tam bir rezalet! Niye rezalet ? Eğer bir ülkede demokrasinin gereği olarak medya eleştiri ve özgür haber alıp verme görevlerini yapmaz ya da yapamaz ise genel kitle tam anlamıyla salaklaşır, istenilen yöne yönlendirilir, tüketim nesneleri haline getirilir, kişilikler kaybolur. Medyanın bugün oldugu gibi büyük sermaye gruplarının eline geçmesi çıkarlarına zarar gelmesin diye hükümete yağcılığa neden oluyor, ülkenin yağmalanmasını halktan gizliyor. Seka’ daki işçilerin direnişinden hiç söz etmiyor. Alternatif haber kaynaklarından beslenmezsen bunları öğrenemiyorsun. Bu medya gerçek anlamda alternatif ürünler ortaya koyanları ortaya çıkartıyor mu buna bakmak lazım.
Akın Eldes ayrılığı ve sonrasında yapılan "Numara" albümünde değişen daha yumuşak dokunuşlu bir sound, yer yer kullanılan alaturka motifler, bu değişimi Akın Eldes’ in yokluğuna bağlayanlar, konuya daha farklı bir açıdan yaklaşıp ticari kaygılarla yapılmış bir albüm olduğu yönünde eleştirenler... Nasıl değerlendiriyorsunuz o dönemi ?
Bu değişimin Akın ile bir alakası yok. Çok iyi şarkılar var o albümde. Ama o dönem yine de Sunay’ ın ayrılmasından sonra sıkıntılar yaşanan bir dönem oldu. Belki çok dolaşmaktan, konserlerden sıkılmıştı arkadaşlar. Akın da biraz hevesini kaybetmiş görünüyor ve çalışmalara isteyerek katılmıyordu. Sonuçta o olmadan bir albüm yaptık. İstediğim sound tam olarak gerçekleşmese de ( ki bu kafamdaki sound Felluce şarkısındaki gibi bir sound idi ) iyi bir albüm olarak görüyorum Numara’ yı. Hak ettiği ilgiyi Universal Şirketi’ nin parçalanması ile göremedi, güme gitti biraz.
Bazı Bulutsuzluk Özlemi dinleyicilerinin Serdar Öztop’ u halen daha benimseyememiş olmalarını normal karşılıyor musunuz ?
Ne diyeyim normal karşılıyorum.
Peki Bulutsuzluk Özlemi ’ nin hangi dönemi yıllar sonra efsane olarak anılacaktır size göre ?
Her dönemiyle isterim..
Senfoni Orkestrası ile yapılan klasik konser çalışmaları ve ardından gelen bir senfoni albümü... Bu çalışmanın anlamı nedir sizin için ? Belirli bir olgunluğa eriştikten sonra yapılan bir prestij çalışması mıdır acaba ?
Bu da grubun maceralara açık oluşu ve müzik kalitesi ile ilgili olarak başına gelmiş bir çalışma. Yaptığımız işlerle bazı insanlara ilham verdik ve bize bu yönde bir çalışma önerildi, olay adım adım bu noktaya geldi.
Repertuvar hangi kriterlere göre oluşturuldu bu albümde. Koca bir orkestra ile çalmak kolay olmasa gerek, senfoni formuna yakın şarkılar mı tercih edildi örneğin ?
Evet, biraz öyle düşündük tabii..
Bu albümle ilgili son olarak, kartonetteki sticker fikri kime aitti merak ediyorum? çok hoş ve samimi bir çalışma olmuş...
Grafik sanatçısı Emre Senan’ a ait bir fikir.
Bulutsuzluk Özlemi’ nin bütün albümlerinde söz ve müziklerin tamamı size ait. Komik gelecek bu sorum belki ama grup elemanlarından hiç biri elinde bir şarkıyla çıkıp gelmedi mi, ya da grup olarak bir beste aktivitesine girmeyi düşünmediniz mi hiç ? Yoksa "Bu grubun söz ve müziklerini Nejat Yavaşoğulları yapar" şeklinde kesin bir tavır mı vardır ?
Bu grubun müziklerini Nejat yapacak diye bir tavır olmamasına rağmen grubun
formatına uyan bir besteyle kimse gelmedi valla.
Rock’ ın bugünkü starlarından beğendikleriniz ?
Mor ve Ötesi’ ni ,Duman’ ı, Şebnem Ferah’ ı, Özlem Tekin’ i ,Aylin Aslım’ ı, Kazım Koyuncu’ yu beğeniyorum. Belki şu anda aklıma gelmeyen isimler de vardır. Pentagram ve Moğollar gibi mesela!
Son zamanlarda gündemi meşgul etmiş olan kavuk olayından dem vurarak ; Kavuğu Mor ve Ötesi ’ ne devretmiş görünüyorsunuz :) Ne dersiniz ?
Severim çocukları da bizim çocukluk da devam ediyor gibi geliyor bana hala! Zamanı gelsin hala bugünkü gibi hak ediyorlar ve ayaktalarsa, devrederiz :) Ama başkaları alınmaz di mi?
Turkrock.com hem profesyonel hem de amatör katagorideki çok sayıda müzisyenin aktif şekilde katılımının olduğu büyük ve samimi bir platform. Dolayısıyla siteyi takip eden amatör rock müzisyenlere tavsiyelerinizi öğrenmek isterim ?
Müziği iyi öğrenmelerinin yanı sıra kafa yapılarını da geliştirsinler. Çalışan ve beslenmesini bilen bir beyinden, ürün çıkar çünkü. Kendi iç seslerini yakalamaya çalışsınlar. Kolay olmasa da !
Ve en başında da söylediğim gibi bir Bulutsuzluk Özlemi şarkısı ile başladık, yine bir Bulutsuzluk Özlemi şarkısıyla da bitirelim bu röportajı...
Sene 1986. Nejat Yavaşoğulları adı ile çıkan ilk albüm. Şarkı ismi: " Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Şarkısı". Zamanımızın muazzam (!) şarkılarından " Of of" var ya hani ... Bundan yıllar önce yapılmış olan bu şarkı da çekilen of ’ lar ve tarihteki önemli şahsiyetlerle karakterize bir şarkı işte. Dinleyenler çok iyi bilir, şöyle söyler Nejat Yavaşoğulları o
şarkıda ;
-Bu şarkı devam edebilir
-Bu isimlere yeni isimler eklenebilir
-Ya da bu şekilde bitebilir
Sene 2005 ! N’oldu o şarkıya acaba... Bünyesine yeni isimleri ekleyerek salınmakta mıdır yukarılarda bir yerlerde bulutsuz bir gökyüzü özlemiyle, yoksa bitmiş midir sessizce biz fark etmeden ?
Bu şarkı bitmez diye taa o yıllardan beri söylüyorum Özlem’ cim. Ben ve benim gibilerin yaşam anlayışı ile ilgili bir şey bu. Bak bizim mahalledeki küçükken ok sopası aldığımız marangoz Eyüp Usta da böyleydi, Miles Davis de...
Sonuna kadar üreterek yasadilar ve gittiler. Sonra o albümde "koştur dur, sonuna kadar" diye de bir şarkı var hatırlarsan ...
|