|
|
23-09-2007 15:25
Yaptığın müziğe isim takan takana... Kimi kanto-rock yaptığın iddiasında kimilerine göreyse “kötü müzik” yapıyormuşsun. Sen ne diyorsun çevrende örülen ağlara?
“Ben Kalender Meşrebim” bir kanto ya, onu yorumlayınca bazı gazeteci arkadaşlar bu ismi taktılar. Ne ilk albümün ne de “Gülyabani”nin içinde benzer bir şarkı yok oysa. “Kötü müzik” yaptığımı ileri süren tek bir kişi oldu, sen de biliyorsun. O şahıs “Güldünya” adındaki şarkım TRT tarafından yasaklanınca bu zihniyeti de alkışladı aynı zamanda.
Kişisel ihtiraslar insanların gözünü kör ediyor galiba. Ne dersin?
Ben bu kişiyle tanışmıyorum bile. Son derece çirkin bir münakaşa esnasında karşı tarafın yanında olmaktan başka bir katkım yok oysa bu düşmanlığa. O kişiden önce insanların içinde ufacık da olsa bir “iyilik kırıntısı” kaldığına inanan biriydim. Sayesinde bu inancım yıkılmış oldu.
Ben “Güldünya”ya biraz uzak hissetmiştim kendimi. Ya da şöyle diyeyim içinden değil de dışından yazmışsın sanki şarkıyı. Bana mı öyle geliyor sence?
Ailesi tarafından öldürülen Güldünya’nın öyküsü beni çok etkiledi. Söylediğinde haklılık payı olabilir, sonuçta bir yaşamadığım ancak gözlediğim bir olaydı. Yine de nakaratın tamamıyla benim içimdeki duyguların ifadesi olduğunu söyleyebilirim.
Sen nerede doğdun Aylin? Bana hep “başka yerlerin insanı”ymışsın fibi geliyor...
Almanya’da doğmuşum ama bir buçuk yaşından itibaren Türkiye’de yaşadım. Annemle babam uzun yıllar orada kaldılar. Şimdi onlar da burada.
Kızgın mısın onlara, büyürken yanlarında olmadıkları için?
Uzun yıllar evet... Aslında “babasına düşkün” kızlardanım ben biraz. O günlerden dolayı babamdan çok annemle sorunlarım oldu galiba. Ama şimdi her şey süt-liman.
Süt deyince aklıma geldi. Senin Tayfa’ndan önceki grubunun adı Sütlü’ydü değil mi?
Evet Sütlü’yle çok çaldık sahnede. O zaman daha da sertti yaptığımız müzik. Sütlü’den önce de Zeytin vardı, sahneye ilk birlikte çıktığım grup.
“Gûlyabani” de “Süt Kardeşler” filminden geliyor galiba.
O dönemlerin filmleri hâlâ beni çok eğlendiriyor. Beni dışarıdan görüp tanıyanlar “çok soğuk” ve “ters” bir insan olduğumu sanıyorlar. Oysa eğlenceli bir kızımdır arkadaşlarım arasında.
Albümüne dönelim istersen. Bence bu yılın hatta uzun uzun yılların en iyi çalışmalarından biri “Gülyabani”. Ancak ilk albümdeki dans ritimlerinin yerinde yeller esiyor...
“Gelgit” albümü çıktıktan iki hafta sonra ekonomik kriz patladı, şansıma... Aslında iki albümdeki şarkılar benzer yapıda. Değişen tek şey alt yapıları. İlk albümdeki ritimler dans ritimleriydi ancak şarkılar daha melankolikti.
O dönemde H2000 gibi festivallerin organizasyonunda yer aldın. O iş nasıl oldu?
Ben sadece müzik direktörüydüm o festivallerin. Alışılmamış tarzlarda müzik yapan ve bizde çok az tanınan Gus Gus, Lamb ve Telepopmuzik gibi güzel grupları getirttik. Para işleriyle ve festival alanıyla hiçbir alakam olmadığı halde tuvaletlerin temizliğini bile benden bilenler çıktı.
İlk albümünden sonra Roll dergisiyle yaptığın bir röportajında Şebnem Ferah için “Ecevit gibi bir kadın. Nereye koysan oraya uyar” demiştin hatırlıyor musun? Şimdi ikiniz de Pasaj Müzik’in sanatçısısınız ve bildiğim kadarıyla artık arkadaşsınız da...
O zamanlar sanırım “daha öfkeli”ydim. Aslında o öfkemin kökeninde Şebnem yatmıyordu. İlk albümümden sonra ekonomik kriz patlayınca bir mekanda sahneye çıkmaya başladım. Sonra polis bastı orayı ve üç haftalığına kapattı. 20’li yaşların başındasın, oradan kazanacağın paraya güvenerek ev tutmuşsun... “İçkili mekanda çalışmak” için izin almam gerektiğini söylediler. Bu izni almak için gönderdikleri karakoldaki komiserin lafı “Boğaziçi’nde okuyorsun neden bu işi yapıyorsun kızım” oldu bana. Sanki ayıp bir şey yapıyormuşum gibi. Bu benim içime işledi. İşte o günlerdeki bir röportajdı o.
Şebnem Ferah’la ilgisi nedir?
Benimkisi “Yolda çok fazla diken var, neden benden öncekiler en azından bir kısmını temizlemediler?” tepkisiydi. Herkesin yırtıcı, cengaver olsun diye beklemek gibi bir şeydi. Benden öncekiler “Her şeye evet” dediği için bir şeylerin hâlâ değişmediği düşünüyordum. Oysa Şebnem’le tanışıp onu yakından tanıyınca ona dair duygularım tamamıyla değişti. Onun ne acılar çekmiş olduğunu, üst üste en yakınlarını nasıl kaybettiğini öğrenince onu daha iyi anladım.
Ben de seni şimdi daha iyi anladım sevgili Aylin.
Bu yıl kimleri dinledin?
Biz seni dinledik bu yıl ama sen kimleri dinledin? Merak ediyorum...
Bu yılki favori albümlerim arasında Röskyopp, Marianne Faithfull, Sigur Ros, Antony and The Johnsons albümleri var. Fiona Apple’ın son albümünü henüz dinlemedim ama eminim o da bunlar arasına katılacaktır.
Bizimkilerden kimler var?
Duman, mesela bana hep uzak gelmiştir ama bu yılki albümlerinde hikaye olarak, tavır olarak çok iyi buldum onları. Bir de Fuat’ı seviyorum hip-hop’çılardan.
|